Festival çok güzel bir fikirmiş, gerçi yurtdışında muhtemelen benzerleri vardır ama Türkiye için çok iyi. Şehre olan duyarsızlığı düşünürsek de çok güzel bir noktada duran bir etkinlik. Festivali ilk duyduğumda hemen sitesine girerek başvurmak istedim ancak neredeyse tüm kontenjanlar dolmuştu. Sadece Borusan Kültür Evi gibi zaten halkın ziyaretine açık bir iki bina kalmıştı. Onlara da katılmak mantıksız geldi.
Etkinliğin içeriği İstanbul’daki önemli binalara belirlenmiş zamanlarda tur düzenlenmesi. Mesela Selimiye Kışlası’nı veya Doğan Apartmanı’nı gezme fırsatınız oluyor.
Bana göre etkinlik daha uzun bir süreye yayılması ve daha yoğunluklu olarak haftasonlarında yapılması katılımı ciddi oranda arttıracaktı. Hem de gezmek isteyen bir çok kişi gezme fırsatı bulacaktı. Umarız önümüzdeki senelerde bizlere de fırsat olur bu güzelim binaları ziyaret etme şansı buluruz. Bana kalsa hepsinin halka açık alanlar olması lazım ama neyse.
İstanbul, 2010′da Avrupa Kültür Başkenti olacağını duyduğumda çok heyecanlanmıştım. Heyecanım bir süre sürdükten sonra ekip içerisindeki sorunlar ve projelerdeki aksamalar heyacanı üzüntüye çevirdi. Dün resmen İstanbul Kültür Başkenti olduğunu ilan etti. İlan ise her zamanki gibi havai fişek ve Taksim’de Tarkan idi. Ocak ayında açık hava konseri ile açılış yapılması da garip bir fikir olmuş. İlerleyen günler içinde beni heyecanlandıran bir aktivite malesef yok ufak tefek etkinlikler ile yine idare edeceğiz.
Bütün bunların yanında AKM hala kapalı, Taksim Meydanı’ndaki Atatürk Heykeli bir ay önce bakıma alındı hala kapalı. Muhsin Ertuğrul Sahnesi yeni açıldı ama başka bir tiyatro sahnesi yapıldı mı? Sultanahmet’te ne değişti? Yeni hangi bina yapıldı veya hangilerinin restorasyonu yapıldı?
Son izlediğim iki Türk filminden bu düzeyde kalite ve güzellik beklemiyordum ama onlar beni buldu. Hatta Gitmek için geçen sene İstanbul Film Festivali‘nde fırsat bulamamıştım vizyonda gideyim dedim bir türlü ona da fırsatım olmamıştı. Ancak bugün sinemada tek izlenecek film olarak duruyordu. Zaten gitmek istiyordum daha ne istenir. Tek izleyeceğimi düşünüyordum ama beni yanıltan 4 kişi vardı salonda. Balıkesir‘de Pazartesi günü kim girderdi bu filme. Umarım ilerleyen zamanlarda Gitmek ve benzerleri daha çok ilgi görür. Ayrıca Gitmek’in Kültür Bakanlığı tarafından sansürlenmesini tekrar kınıyorum. Hüseyin Karabey 10 tane Gitmek yapılsa Türk-Kürt sorunu kalmaz demiş. Tam olarak katılmıyorum ama kesinlikli olumlu yönde etkileyeceğine inanıyorum.
Filme gelirsek beni etkileyen filmler arasına almak çok zor olmaz. Üstelik şimdi kamera arkası görüntüleri izledim daha da çok etkilendim. Çünkü hikayenin bir kısmı gerçekmiş. Ayça ile Hama Ali Türkiye’de çekilen bir film sırasında tanışan ve birbirlerine aşık olan iki kişi. Hama Ali, Kuzey Irak‘ta Süleymaniye‘de yaşıyor, Ayça ise İstanbul‘da. Birbirlerine ulaşmak için ya Hama Ali İstanbul’a gelecektir ya da Ayça Süleymaniye’ye gidecektir. Bu durumda Ayça’nın karşılaştığı daha önce Kuzey Irak’a gitmiş Hüseyin Karabey ile filmi senaryolaştırırlar buna çıkacakları yoldaki hikayeleri de eklemeyi kararlaştırınca, iki deneyim ve gerçek hikayelerden oluşan Gitmek ortaya çıkar.
Gitmek
Filmin görsel gücü, anlatım tekniği gerçeklikten kopmayışı filmin en güçlü yanları. Aslında kalıp olarak hayatının aşkına ulaşmaya çalışan bir kızın hikayesi ancak tüm klişelerden ayrılarak ortaya müthiş bir film çıkarılmış. Küzey Iraklı İstanbul’a gelmiş olan Soran’ın aslında ressam olması, baş aşıkların süper model olaması önemli ayrıntılar. Filmdeki doğulu karakterlerin sürekli kötülük yapacakmış tedirginliği oluşturmaları ama onlarında ne kadar güzel insanlar olduklarını tekrar hatırlatmaları ve toplumumuz üzerinde oluşmuş şüpheciliğin ne kadar çirkin bir hal aldığını tekrar görüyoruz. Ayrıca Hama Ali’nin Ayça’ya gönderdiği video mektupların beni de tavladığını söylemeliyim. Hama Ali’ye değil de fikrin sahibi Hüseyin Karabey‘e mi aşık olsam?
Hüseyin Karabey’le yıllar önce 3-4 yıl önce KargartFilmini Kap Gel gösterimlerinden birinde Kargart‘ın o zamanki müdiresi Burcu Barakacı tarafından tanıştırılmıştım. Hüseyin Karabey’in en çok ilgimi çeken yanı merakı olmuştu. İyi ki merak ediyormuş, Kuzey Irak’a gidip bir şekilde bu filmin çekilmesine neden olmuş.