İran’da 13 Haziran’da yapılan seçimlerden sonra halkı hakkını aramak için sokaklara döküldü. İlk başta seslerini bir çok yerden duyurabilen İran halkının şimdi sesi çıkamamaya başladı. Nedense cep telefonu şebekeleri olayların başlamasından 3-4 hafta sonra kapatıldı. Şu an İran’da tanıdığı olanların öğrendiği bilgileri paylaşmasıyla kısıtlı bilgi alabiliyoruz. Türkçe olarak ben sadece ekşisözlük‘ten ulaşabiliyorum o da iki günde bir eklenen yazılarla.
Son yazılanlara göre İran polisi ilk başlara oranla şiddeti oldukça azaltmış olmasına rağmen sürekli birilerinin ölmesi binlerce kişinin gözaltına alınması canımı sıkıyor. Hergün aklıma geliyor nasıl bir ortamda olduklarını düşünüyorum. Bu acı bitmeden Çinliler ve Uygurların birbirine girmesi daha doğrusu birbirlerine karşı kışkırtılması ve yıllardır beraber yaşayan iki toplumun birbirini kırmasına neden oluyor. Hükümetimizin sadece Uygunlara destek vermesi İran halkı için ağızlarını açmaması da ayrı bir konu. Bütün bunların yanında bugün Avrupa’nın ikinci büyük katliamı olan Srebreniça katliamının 14. yıl dönümü.
Canım sıkılıyor bunlara, başka bir şey yapamıyorum ona daha çok sıkılıyor.
Son izlediğim iki Türk filminden bu düzeyde kalite ve güzellik beklemiyordum ama onlar beni buldu. Hatta Gitmek için geçen sene İstanbul Film Festivali‘nde fırsat bulamamıştım vizyonda gideyim dedim bir türlü ona da fırsatım olmamıştı. Ancak bugün sinemada tek izlenecek film olarak duruyordu. Zaten gitmek istiyordum daha ne istenir. Tek izleyeceğimi düşünüyordum ama beni yanıltan 4 kişi vardı salonda. Balıkesir‘de Pazartesi günü kim girderdi bu filme. Umarım ilerleyen zamanlarda Gitmek ve benzerleri daha çok ilgi görür. Ayrıca Gitmek’in Kültür Bakanlığı tarafından sansürlenmesini tekrar kınıyorum. Hüseyin Karabey 10 tane Gitmek yapılsa Türk-Kürt sorunu kalmaz demiş. Tam olarak katılmıyorum ama kesinlikli olumlu yönde etkileyeceğine inanıyorum.
Filme gelirsek beni etkileyen filmler arasına almak çok zor olmaz. Üstelik şimdi kamera arkası görüntüleri izledim daha da çok etkilendim. Çünkü hikayenin bir kısmı gerçekmiş. Ayça ile Hama Ali Türkiye’de çekilen bir film sırasında tanışan ve birbirlerine aşık olan iki kişi. Hama Ali, Kuzey Irak‘ta Süleymaniye‘de yaşıyor, Ayça ise İstanbul‘da. Birbirlerine ulaşmak için ya Hama Ali İstanbul’a gelecektir ya da Ayça Süleymaniye’ye gidecektir. Bu durumda Ayça’nın karşılaştığı daha önce Kuzey Irak’a gitmiş Hüseyin Karabey ile filmi senaryolaştırırlar buna çıkacakları yoldaki hikayeleri de eklemeyi kararlaştırınca, iki deneyim ve gerçek hikayelerden oluşan Gitmek ortaya çıkar.
Gitmek
Filmin görsel gücü, anlatım tekniği gerçeklikten kopmayışı filmin en güçlü yanları. Aslında kalıp olarak hayatının aşkına ulaşmaya çalışan bir kızın hikayesi ancak tüm klişelerden ayrılarak ortaya müthiş bir film çıkarılmış. Küzey Iraklı İstanbul’a gelmiş olan Soran’ın aslında ressam olması, baş aşıkların süper model olaması önemli ayrıntılar. Filmdeki doğulu karakterlerin sürekli kötülük yapacakmış tedirginliği oluşturmaları ama onlarında ne kadar güzel insanlar olduklarını tekrar hatırlatmaları ve toplumumuz üzerinde oluşmuş şüpheciliğin ne kadar çirkin bir hal aldığını tekrar görüyoruz. Ayrıca Hama Ali’nin Ayça’ya gönderdiği video mektupların beni de tavladığını söylemeliyim. Hama Ali’ye değil de fikrin sahibi Hüseyin Karabey‘e mi aşık olsam?
Hüseyin Karabey’le yıllar önce 3-4 yıl önce KargartFilmini Kap Gel gösterimlerinden birinde Kargart‘ın o zamanki müdiresi Burcu Barakacı tarafından tanıştırılmıştım. Hüseyin Karabey’in en çok ilgimi çeken yanı merakı olmuştu. İyi ki merak ediyormuş, Kuzey Irak’a gidip bir şekilde bu filmin çekilmesine neden olmuş.