Tag Archives: david brown

Müthiş Bir Gün

11 Feb

Kahvedan

İyi eğlenilmiş bir akşamın arkasından güzel bir pazar sabahı. Kahvedan‘da yapılan kahvaltı. Her ne kadar tatmin edici olmasa ve daha iyi gidilebilecek bir çok seçenek olsa bile kötü diyemeyeceğim hatta tavsiye edebileceğim bir mekan.

Ceneviz Kahvesi

Ardından Galata Kulesi‘nin dibindeki favori mekanlarımdam Ceneviz Kahvesi‘nde bir Türk kahvesi. Gerçekten iyi yaptığını düşündüğüm yerlerden biri. Ayrıca içerideki kahve takımlarına bir göz atmanız ufakta olsa bir kolesikyona tanık olmanıza yetecektir. Ayrıca Galata‘nın huzurlu ya da bazı anlarda huzursuz ortamı Ceneviz Kahvesi’ni daha güzelleştiriyor.

Ömer Abinin Yeri

Arkasından başka bir favori Ömer Abi’nin yeri. Karaköy balıkçılarının hemen arkasındaki balık lokantası. İsmini bilmiyorum Lale ve Fisun ikilisi biliyorsanız paylaşırsanız sevinirim. Sonuçta burada amme hizmeti yapıyoruz. Burası derme çatma da olsa her gidişinizde lezzetli balık yiyebileceğiniz yanında rakınızı eksik etmeyeceğiniz nadide mekanlardan biri. Hele Ömer abi de oralardaysa onunla da ufaktan muhabbet edebilir geceyi burada tamamlayabilirsiniz.

Arka Oda - Oranın simgesi lamba

Ama hayır görev bilince günün üçüncü favori mekanına doğru bizi yola koyuyor. Arka Oda. Amaç, bir Kulaktan Kulağa konseri için İstanbul’da sürtmeye devam eden David Brown. Tabiki her zaman olduğu gibi üç maymun içilir biralar içilir kafalar güzel David’e canımsın gibi sözler ile sarkılır. Çevremde üç maymun içmemiş sessiz sakin oturan hain insanlara üç maymun içirilir ama beğenip beğenmedikleri sorulmaz çünkü idrak denilen şey artık kalmamıştır. Konserin ikinci bölümünde, girişte elimize tutuşturulan bir kağıttan okuduğumuz yeni Brazzaville şarkısı söylenir. Konser biter eve gidiş yolunda kafa yerde bir kez sektirilerek 1.5 diş ele alınır. Of çok diş muhabbeti yaptım ama napayım iki hafta öncenin yazılması gereken yazıları bunlar. Kestik.

Bir Konser Bir İçki

21 Jan

Brazzaville

Brazzaville

Ghetto‘da güzel bir Brazzaville kötü bir ortam eşliğinde izlediğim yılın ilk konseriydi. Çocuklar mükemmel tatlı ve samimi bir halde sahne aldılar. Arada J. Hakan Dedeoğlu‘nun David Brown‘ın aklına soktuğu gözümsün canımsın sözleri beni tekrar benden aldı. Baterist Ramon Aragall şu fotoğrafta ortada olan, gazıyla salonu biraz da olsa ateşleyebildi. Ancak içeride müzikle alakasız bir ton insan vardı. Ayrıca Ghetto’nun her yerden içeri almaya çalıştığı insanlar sayesinde konserin ilk yarısını yol geçen hanından izledik. Çıkarken ise görevli buradan çıkmayın burası giriş orası çıkış diye yönlendirmeye kalkması nerenin giriş nerenin çıkış olduğu konusunda ayrı bir karışıklık yarattı. Barın ve vestiyerin yetersiz kalması tabiki Ghetto’nun çarpık yapılaşmasından başka bir şey değildi. Ayrıca o güzelim binayı nasıl kötü kullanıyorlar anlamıyorum. Ghetto olmadan önce gittiğimde hayran olmuştum ancak şimdi kafamı kaldırıp sadece tavandaki resimleri görebiliyorum.

Konser sonrası Nevizade yakınlarında gördüğüm David Brown’a “hop David hello” tadındaki seslenişimle onunla konuşmamız bir oldu. Genelde rezil ettiğim ünlü ve efe konuşmalarından birine imza atmayıp. Hacı konser varmış 25′inde diyip geçen sene süperdi bu sene de süper olacaktır mutlak deyip ayrıldık. Ertesi gün Akıllı.tv izleyen David’i gördüm bozulmasın diye ellemedim.

Gecenin sonunda her zamanki gibi Araf‘taki finalde daha çok votka koydurma çabalarıma yanaşmayan barmene rakı koy o zaman yaklaşımım sempatik bulmuş olacak ki bana süper bir içki olan votka portakal rakı verdi.

İçeceklere öneri: Süper kafa yapıyor, biraz ayıksanız koku problemi olabilir. Ertesi gün ise ağzınız leş gibi oluyor. Hiç bir şekilde geçmiyor taa ki bir kadeh rakıya kadar.