Son bir kaç senedir ara ara internetten takip ettiğim A Town Called Panic çizgi dizisinin şimdi de sinema filmi yapıldı. Animasyon film olarak ise son zamanlarda en çok heyecanlandığım filmlerden biri oldu. Son dakida farkettim ve festivalde kaçırmadan izleme fırsatı buldum. Çok ciddi başladığım bu yazıyı uzatmıyorum. Alın size fragman, eğer biraz da absürd komediden hoşlanıyorsanız kesin izleyin derim.
Ülkemizde animasyon üzerine çok fazla organizasyon yapılmıyor. Kırkyılda bir yapılan bu aktiviteleri kaçırmamak gerekli. Özellikle animasyon eğitimi ve üretimi üzerine eğilen Canlandıranlar Yetenek Kampı dün akşam Tamirhane‘de yapılan açılış ile başladı. Her cumartesi günü gerçekleşecek animasyon atölyelerinin ardından yapılacak başvuralar arasından seçilecek üç filmin üretimi sağlanacak.
Yazamıyorum evet. Üzülerek söylüyorum paylaşmak istediğim çok güzel atraksiyonlar vardı ancak iş yoğunluğu nedeniyle konsantrasyon sıfıra indi. Kafam sürekli başka şeylere kayıyor ancak şimdi olayın sıcaklığıyla bu yazıyı yazmalıyım yoksa zor olacak.
Acayip heyecanla izlediğimiz filmler vardır ve sonra onların yenileri gelsin isteriz. İlk yeni Ölü Gelin (Corpse Bride) idi. Nightmare Before Christmas‘tan sonra yeteri kadar bizi tatmin etmemişti. Şimdi de Coraline‘yi izledik ve o da aslında NBC‘yi arattı. Ama Coraline daha çocuklara yönelik yapılmış bir film bu nedenle çok da fazla eleştiremem.
Çok sevdiğimiz Bigumigu‘nun anası ve babası Aygül ve Yalçın‘ın girişimleri sayesinde Coraline’yi ön gösterimde izleme fırsatı bulduk. Özellikle Aygül’ün üşenmeyip herkese düğmeli yaka kartlarının çok şeker olduğunu tekrar dile getirmek istiyor ve teşekkürlerimi iletiyorum.
Film gösterimi Gmall’daydı. Coraline sayesinde ilk kez bir film izleme fırsatı buldum Gmall’da. Taksimden ulaşım seçeneği yok Taksime yakın olmasına rağmen. Otobüs yok minibüs yok taksi iki saat dolanarak gidiyor. Üstelik o saatte trafik oluyor araba falan çekemem diyorsun. En iyisi yürümekti öle de yaptım İnönü Stadı’na kadar yol güzel olsada bazı yerleri çok dandikti. Birileri Gmall’a ulaşılmasın istiyor yani.
Coraline sayesindeki ikinci ilkim Real 3D deneyimimdi. Gözlükler karizmaydı ancak iki dakika geçmeden gözleri rahatsız ediyor ve filmi karanlık gösteriyor. Üç dört tane atraksiyon dışında bişi olmadı. Üstüne üstlük benim filmin içine yeteri kadar girememe neden oldu. Neyse film çocuları daha çok hedeflediği için 3D doğru mantık olmuş gibi duruyor. Sevinir yavrucaklar.
Gelelim filme. Henry Selick’i daha önce Nightmare Before Christmas’ın yönetmeni olarak görmüştük. Burda da aynı havayı yansıtmayı başarmış, yine korku ve karanlık öğelerini eksik etmemiş. Film Neil Gaiman‘ın kitabından uyarlanmıştı. Bu iki karanlık adamdan nasıl çocuk filmi çıktı onu da anlamadım ya. Hazır Tim Burton yok bari bunu çocuklar izlesin demiş olabilirler.
Film hakkında sürekli çocuk filmi diyorum ama bence her büyüğün de izlemesi gereken bir film. Özellikle bu tarz animasyonlardan hoşlananlar için. Karakterler yine çok başarılı insanlar 3D miydi bu film yahu diye tartıştıklarını bile duyuyordum. Karakter tasarımları, ortamlar on numara. Henry tam kendi tarzını oturmamış olsa bile gayet iyilerdi. Özellikle Mr. B karakterine bayıldım tip, tavır tam bana göre oyuncağı çıksın alayım hemen. Filmin konusu hakkında çok ayrıntılı söylemek istemem bir kaç merak edilecek konuyu bozabilir. Küçük kızımız Coraline sıkıcı ailesinden kaçıp ona herşeyi veren düğme gözlülerin diyarına gider. İşte oradakiler niye düğme gözlüdür, Coraline’yi niçin bu kadar severler. İzlenip öğrenilmesini tavsiye ettiğim bir durum.
Son olarak ise müzikleri keşke yine Danny Elfman yapsaydı. Adam bu gibi filmlere müzik yapmak için doğmuş. Coraline’ın müzikleri açıkçası bende etki bırakmadı çok iyi değillerdi. Bi daha ki sefere artık.
Aksamadığı zamanlarda iki haftada bir çıkan Reset Magazine‘in yeni sayısı çıktığı mesajı geldi. Açtım baktım neler varmış diye. İlk gördüğüm şey tabiki Beirut ismiydi. Müthiş haber, gecenin hatta günün haberi olarak şok şok şok sesleriyle geldi. Büyük Resetçilerin ellerinden küçük Resetçilerin gözlerinden öpüyorum, sizi seviyorum.
Heyecan kısmını atlattıktan sonra gelelim Beirut‘a. Bundan 3 sene önce (emin değilim bu tarihe ilk albüm çıkardığı sene işte) ilk kez dinlediğim (haliyle) bir sübyandı. Amerika’da yaşamasına rağmen Balkan müziklerini bu kadar özümsemiş nadir kişilerden biri Zach. Bani akordiyon çalmaya heveslendiren kişidir aynı anda. Türkiye’ye Radarlive için geldiğinde müthiş bir performans sunan ve klasik olduğu üzere Şiki Şiki Baba‘yı da eksik etmediler. Ardından çıkardıkları albüm The Flying Club Cup ile Fransız şansonlarına uzanan bir müzik tarzıyla karşımıza çıkmıştı. Şimdi ise 2 EP ile karşımızda. Biri yine şanson havalarında March of the Zapotec diğeri ise elektronik altyapılı Holland. Şu an sadece çıkış parçası olan La Llorona dinleyebildim. Gerisi geliyor hızlıca bilgisayarıma doğru. La Llorona’da March of the Zapotec’ten bir parça ve eski Beirut tadında. Ben tabiki Meraklı Melahat halimle Holland’ı dinlemek için sabırsızlanıyorum.
Ayrıca La Llorona’ya çekilen animasyon klip de keyfime keyif kattı. Animasyonu seveni ben acayip severim. Buradan Owen Cook‘a ve Beirut’a müthişsiniz diyorum.