Archive | Sinema RSS feed for this section

Looking For Eric

15 Jul

Biraz Amerikan vari duygulara oynayan yanları olsa bile onları çok güzel vermiş Mr. Loach. Ken Loach‘un eski filmleri beni okadar çekememişti ancak bununla beni direkt kitledi. Eldeki izlenmemiş Loach filmleri tiz vakitte izlene. Ayrıca Eric Cantona‘nın aktörlüğününde klas olduğunu gördük.

Geç Gelen Soul Kitchen Mutluluğu

29 Jun

Fırsat bulupta bir türlü izleyememiştim. İndragandi olarak da bir türlü düzgün versiyonunu bulamadım. Bugüne kısmetmiş izlemek. Oh çok güzel geldi. Fatih Akın komediyi de becermiş. Film basket maçı gibiydi bi iyiler bi kötüler öne geçiyor. Bütün bu gidip gelmeler de hiç rahatsız etmeden filmi süper sürükleyerek götürmüş. Oyunculuklara da bayıldım ayrıca müthiş bitişin hemen arkasından gelen jenerik de gazınıza gaz katıyor. Neyse izledim güzel tavsiye ederin.

Cold Souls

19 Apr

Sayın Giamatti’nin kendini oynadığı hatta tek kişilik şov yaptığı film. Ruhani olarak sıkışması sonucu ruhunu depoya bırakır. Sonrasında gelişen olaylar üzerine ruh depolama ve taşıma sektörünü öğreniyoruz. Konunun burası dışında ilginç bir yanı olmasa bile filmin başarılı kurgusu ve Giamatti’nin performansını güplettik mideye.

Giamatti

Emek Sineması Bizim İstanbul Bizim

19 Apr

Emek Sineması’nın bulunduğu Sarkisyan Binası’nın yıkılarak alışveriş merkezine çevrilme projesi artık son nokta oldu ve İstanbul halkı buna isyan etti. Hem tarihimizin hem de neredeyse Türkiye’nin en güzel sinemasının yıkılmasına sessiz kalamadık. Bir dizi eğlenmin son ayağı İstiklal Caddesi’ndeki yürüyüştü ve uzun zamandır gördüğün en geniş katılıma sahipti. Umarım çabalar boşa gitmez devlet’in azıcık olan vicdanı öne çıkar.

Film Festivali: Köyde Panik

14 Apr

Son bir kaç senedir ara ara internetten takip ettiğim A Town Called Panic çizgi dizisinin şimdi de sinema filmi yapıldı. Animasyon film olarak ise son zamanlarda en çok heyecanlandığım filmlerden biri oldu. Son dakida farkettim ve festivalde kaçırmadan izleme fırsatı buldum. Çok ciddi başladığım bu yazıyı uzatmıyorum. Alın size fragman, eğer biraz da absürd komediden hoşlanıyorsanız kesin izleyin derim.

Sherlock Holmes

17 Jan

Bu çizgi roman uyarlaması filmler genellikle kötü oluyor. Ancak Sherlock Holmes için aynı şeyleri söyleyemeceğim. Warner Bros’un davetiyle Cevahir Megaplex’de filmi izlemeye gittik. Beklentilerim oldukça düşüktü sadece merak ediyordum. Tam film başlamadan az önce orada olduk ve salonun en kötü yerlerinden birinde oturduk. Bu arada madem yeni güzel bir salon iddasındasın kocaman perde yapmayı biliyorsun ama en ön koltuktan ekranın görünmediğini bilmiyorsun sayın Megaplex yönetemi.

Filme gelirsek Robert Downey Jr. (Sherlock Holmes) ve Jude Law (Dr. Watson) rolünde çıktılar karşıma. İkisininde oyunculuklarını iyi bulurum ve Sherlock Holmes’de de iyi bir oyunculuk sergilediler. Hatta Robert oldukça hareketli bir role sahipti bir an dövüş ustası(ki oldukça abartılıydı), bilim adamı, her detaydan onlarca bilgi çıkarabilecek bir dedektif ve kartal gibi gözleriyle 70 metreden bir kağıttaki yazıyı okuyabiliyordu. Ama filme güzel yedirdikleri için çok da rahatsız edici değildi. Jude ise Robert’in yanında daha sakin bir karakterdi. Zaten çizgi romanda da bu böleydi.

Filmi izlerken bir çok tanıdık sahne gördüm. Yeraltı dövüşü, kötülerin işlerini yapan dev gibi bir adam, iç içe geçen olaylar, bir anda taraf değiştiren karakterler. Filmin sonunda ben de nedenini çözdüm çözdüm çünkü yönetmen Guy Ritchie’ymiş. Guy’ın klasik ne kadar triği varsa filmi de görmek mümkün. Muhtemelen filmi beğenmemin en büyük nedeni yine Guy. Sahnelerin canlı akışı hikayenin sürekli seni içeri çekerek heyacanını koruması, filmin kurgusu hepsi yerli yerindeydi.

Filme gelirsek dünyayı yöneten gizli bir grubun büyüler sayesinde oluşan kötü kanadı grubu ele geçirir sonrasında da dünyayının düzenini değiştirmek için harekete geçer. Ancak dedektifimiz Sherlock Holmes zorda olsa bu davayı çözer ve mutlu sona ulaşırız.

The Age of Stupid

5 Oct

Film boyunca Pete abiyi bolca bu bilgisayarın karşısında görüyoruz ve bize günümüzden çeşitli sahneler göstererek Dünya’nın nereye gittiğini anlatıyor. Film genel olarak bildiğimiz konulardan bahsediyor. Petrol şirketlerinin Afrika’da insanların nasıl ölümüne neden olduğundan yeşil enerjiyi destekleyip sıra kendine geldiğinde yanaşmayan insanlara bir çok konunun üzerinden geçiyor. Etkilerini anlatıyor, yaşana faciaları ve bunların daha büyükleriyle karşılaşacağımızı anlatıyor.

Filmde bolca animasyon kullanılmış. Özellikle ilk baştaki 3dler ben de amanın çok fena bir film geliyor hissi yaratmıştı. Ancak sonrasında daha zekice ve çeşitli tekniklerle yapılmış animasyonlar oldukça başarılı.

Film ajitasyon yapmayarak konuyu net bir şekilde anlatmayı tercih ediyor. Esasen iyi olmasına rağmen zaten bildiğimiz şeyleri anlatması yani zaten yeşil enerji destekçilerini hedefliyor. Belki ajitasyon yaparak daha geniş kitlelere ulaşabilirdi.

Alice Harikalar Diyarında Oynaşmaya Başladı

23 Jul

Tim Burton‘un yeni filmi Alice in Wonderland 5 Mart 2010′da vizyona giriyormuş. Az bigumigu‘da ilk fragmanın da yayınlandığını gördüm. Tim Burton‘un yaptığı uyarlama filmlerde hep bir şeyler eksik oluyor biraz da vasat oluyor. Ama sonuçta belli bir kalitede film çıkacağı kesin.

İlk fragmana göre bizi bomba karakterler bekliyor. Oldukça iyi tasarlanmışlar ki Tim amcadan aşağısı beklenmezdi. Her zaman karanlık havası Alice‘in rengarenk ortamında biraz aydınlanmış. Ancak Tim amcanın biraz kendine ait mütevazi ortamlarından sonra Alice’de dev prodüksiyon görüntüsü açıkçası biraz canımı sıktı. Tabi kovulduğu Disney‘le bir film yaparsa böle gariplikler olacaktır.

Coraline

14 May

Yazamıyorum evet. Üzülerek söylüyorum paylaşmak istediğim çok güzel atraksiyonlar vardı ancak iş yoğunluğu nedeniyle konsantrasyon sıfıra indi. Kafam sürekli başka şeylere kayıyor ancak şimdi olayın sıcaklığıyla bu yazıyı yazmalıyım yoksa zor olacak.

Acayip heyecanla izlediğimiz filmler vardır ve sonra onların yenileri gelsin isteriz. İlk yeni Ölü Gelin (Corpse Bride) idi. Nightmare Before Christmas‘tan sonra yeteri kadar bizi tatmin etmemişti. Şimdi de Coraline‘yi izledik ve o da aslında NBC‘yi arattı. Ama Coraline daha çocuklara yönelik yapılmış bir film bu nedenle çok da fazla eleştiremem.

Çok sevdiğimiz Bigumigu‘nun anası ve babası Aygül ve Yalçın‘ın girişimleri sayesinde Coraline’yi ön gösterimde izleme fırsatı bulduk. Özellikle Aygül’ün üşenmeyip herkese düğmeli yaka kartlarının çok şeker olduğunu tekrar dile getirmek istiyor ve teşekkürlerimi iletiyorum.

Film gösterimi Gmall’daydı. Coraline sayesinde ilk kez bir film izleme fırsatı buldum Gmall’da. Taksimden ulaşım seçeneği yok Taksime yakın olmasına rağmen. Otobüs yok minibüs yok taksi iki saat dolanarak gidiyor. Üstelik o saatte trafik oluyor araba falan çekemem diyorsun. En iyisi yürümekti öle de yaptım İnönü Stadı’na kadar yol güzel olsada bazı yerleri çok dandikti. Birileri Gmall’a ulaşılmasın istiyor yani.

Coraline sayesindeki ikinci ilkim Real 3D deneyimimdi. Gözlükler karizmaydı ancak iki dakika geçmeden gözleri rahatsız ediyor ve filmi karanlık gösteriyor. Üç dört tane atraksiyon dışında bişi olmadı. Üstüne üstlük benim filmin içine yeteri kadar girememe neden oldu. Neyse film çocuları daha çok hedeflediği için 3D doğru mantık olmuş gibi duruyor. Sevinir yavrucaklar.

Gelelim filme. Henry Selick’i daha önce Nightmare Before Christmas’ın yönetmeni olarak görmüştük. Burda da aynı havayı yansıtmayı başarmış, yine korku ve karanlık öğelerini eksik etmemiş. Film Neil Gaiman‘ın kitabından uyarlanmıştı. Bu iki karanlık adamdan nasıl çocuk filmi çıktı onu da anlamadım ya. Hazır Tim Burton yok bari bunu çocuklar izlesin demiş olabilirler.

Film hakkında sürekli çocuk filmi diyorum ama bence her büyüğün de izlemesi gereken bir film. Özellikle bu tarz animasyonlardan hoşlananlar için. Karakterler yine çok başarılı insanlar 3D miydi bu film yahu diye tartıştıklarını bile duyuyordum. Karakter tasarımları, ortamlar on numara. Henry tam kendi tarzını oturmamış olsa bile gayet iyilerdi. Özellikle Mr. B karakterine bayıldım tip, tavır tam bana göre oyuncağı çıksın alayım hemen. Filmin konusu hakkında çok ayrıntılı söylemek istemem bir kaç merak edilecek konuyu bozabilir. Küçük kızımız Coraline sıkıcı ailesinden kaçıp ona herşeyi veren düğme gözlülerin diyarına gider. İşte oradakiler niye düğme gözlüdür, Coraline’yi niçin bu kadar severler. İzlenip öğrenilmesini tavsiye ettiğim bir durum.

Son olarak ise müzikleri keşke yine Danny Elfman yapsaydı. Adam bu gibi filmlere müzik yapmak için doğmuş. Coraline’ın müzikleri açıkçası bende etki bırakmadı çok iyi değillerdi. Bi daha ki sefere artık.

Aya Seyahat

28 Apr

İş yoğunluğu nedeniyle bir türlü konsantre olup bir şey yazamadım. Gerçi yazılarımın hangisine konsantre olmuşum o ayrı. Neyse yazmak istediğim aslında bir sürü konu var. İlk olarak en heyecan vericiyle film festivalinin en iyi filmiyle başlıyorum. Ne bir yarışma bölümünde ne kurmaca bir film sadece belgesel hatta görüntü bile yok arka arkaya fotoğraflar ve bir kaç uzmanla yapılan röportajdan oluşuyor.

Festivalde yoğun bir şekilde bir çok film izleyince sonlara doğru biraz da yeter demeye başladım artık çok haz alamıyordum. Demekki iş keyifli filmdeymiş. Çünkü 3 film üstüste izleyeceğim ve ikinci film Aya Seyahat. Belgesel çekilmez diyordum. Filme girdik salon çok dolu değildi. Her ne kadar daha önce Kutluğ Ataman‘ın işlerini bilsem de canım sıkkındı. Ancak film başladı ve herşey değişmeye başladı.

Öncelikle konusu çok keyifliydi. Köy enstitüsüne giden bir köylünün köyüne geri dönüp köylüler ile eğitim seviyesi çakışması yaşaması üzerine alkolik olur. Köyün başka bir yerinde de köçek olduğu için deli diye nitelendirilen ve dışlanan çobanda diğer karakterimiz. Karakterlerimizi tanıdıktan sonra olayın alevlenmesine gelelim. Erzincan‘ın ufak bir köyünden 1957 senesinde bir politikacı geçer. Hiç durmaya niyeti olmayan politikacının arabası bozulunca tamir etmek için dururlar bunu fırsat bilen politikacı hazır durduk bir konuşma yapayım der ve köylüyü toplar ve konuşmaya başlar. Beni seçin şöle yapacaz böle yapacaz der. Sonra o sıralarda Ruslar aya gitme çalışmalarındalar populer bir konu aya gitmek. Politikacı aya gidicez hep beraber der. Köylü politikacıyla dalga geçer. Ancak bu konuşma kulaktan kulağa diğer köylere yayılır ve aya gidecekmişsiniz diye dalga geçmeye başlar civar köyler. Bunun üzerine bizim dışlanmış ikilimiz alkolik motorcu ile köçek çoban aya gitmeye karar verir. Bunların yanına aya gidicem durumumu düzelteyim sizi de yanıma aldırıcam diyen genç adam ve ailesinden uzaklaşmak isteyen genç kız da katılınca Türkiye ilk aya gitme denemesini 1957′de bu dört cesur astranot ile yapar.

Kutluğ Ataman konuyu Erzincan’daki bir köyde o köyün halkıyla beraber foto roman tadında gerçekleştirmiş. Üstüne de olayları yine köy halkından biri anlatmış. Sonuçta kahkaha yönü bol olmasının yanında köy enstitülerinin sosyolojik durumunu, anadolu köyündeki sosyolojik durumları önümüze seren bir film çıkmış ortaya.

Son olarak bir rahatlamamı paylaşayım. İstanbul Film Festivali‘nde de bilgisayar ekranını gördüm ya bizim festivalde ne yapsak sorun etmem artık. Demekki herkesin başına geliyormuş kardeşim. Ama ben diyorum harddiskten göstermek lazım o filmi.