Paddy Steer – A Badger’s North
23 Jun
Böle kafayı hafiften yemeğe başlamış abileri seviyorum.
16 May
Sevdiğimiz genç osmanlardan Ceylan Ertem geçenlerde solo albümünü çıkardı gerçi hala dinleme fırsatı bulamadım ama önceki referanslarından dolayı muhtemelen iyi bir albüm olmuştur. Bir süredir Gevende‘yle de yakın arkadaş olmasından kelli şarkıda duyulabilir düzeyde Gevende vardı. Ceylan’ın ise kendine has tarzında biraz değişiklik var ancak bir daha dinleyip alışacağız.
Klibi ilk görünce Denizcan Yüzgül çekmiştir dedim ancak karşıma Gökçen Dilek Acay diye arkadaşımız çıktı. Kendisi de takip edilesi kişiler arasına eklendi. Ayrıca bir sahnedeki Pamuk Ceylan çizmiyle Sadi Güran gözden kaçmadı.
Maden: Elma+Alt+Shift.
30 Apr
Şarkıyı ilk çıktığında dinlemiştim, çok iyi gelmemişdi ama klip çok çok iyi olmuş. Gerçi sansürsüz nerelerde yayınlanabilir o kuşkulu.
29 Dec
2009′da yine bir sürü yeni grup ile tanıştım, daha önce duymadığım bir çok grubu birileri burnuma soktu. Bunlardan daha önemlisi hayatıma giren Hale Sultan sayesinde müzik arşivim oldukça genişledi.
2009′un En İyileri
Antony and the Johnsons – The Crying Light
Bat for Lashes – Two Suns
Dirty Projectors – Bitte Orca
Grizzly Bear – Veckatimest
Ghinzu – Mirror Mirror
Imogen Heap – Ellipse
King Charles – İki EP’si Love Lust / Mr. Flick ve Time Of Eternity
Madness – The Liberty Of Norton Folgate
Neon Indian – Psychic Chasms
Oi Va Voi – Travelling The Face Of The Globe
Replikas – Zerre
Sunset Rubdown – Dragonslayer
The Clientele – Bonfires on the Heath
Ancak 2009′da Keşfettiklerim
5′nizza
Cocoon
Detektivbyrån
Emily Wells
Mad Caddies
Karuan
The Swell Season
We Are Wolves
2010′da Çok Beklentim Olanlar
Güvensizler
29 Dec
Genel olarak Pitchfork’un listelerini beğenirim. Şimdi de neler varmış listede bakalım.
50. Woods – Songs of Shame
Senin sonuna doğru rastladığım ve çok da dinlemediğim ama çoğu kişiden olumlu yorum alan bir grup.
49. Cass McCombs – Catacombs
48. DOOM – Born Like This
47. Zomby – Where Were U in ’92?
46. Dan Deacon – Bromst
45. The Mountain Goats – The Life of the World to Come
44. tUnE-yArDs / BiRd-BrAiNs
43. Cymbals Eat Guitars – Why There Are Mountains
42. A Sunny Day in Glasgow – Ashes Grammar
41. Baroness – Blue Record
40. Mos Def – The Ecstatic
39. Jim O’Rourke – The Visitor
38. Major Lazer – Guns Don’t Kill People– Lazers Do
37. The Antlers – Hospice
36. Dinosaur Jr. – Farm
Eski kafa işler bana gelmiyo
35. jj – jj n° 2

34. Passion Pit – Manners
Hoşuma gidiyor bu albüm ama hala neresini beğendimi bilemedim.
33. Bibio – Ambivalence Avenue
32. Bear in Heaven – Beast Rest Forth Mouth
31. Sunn O))) – Monoliths & Dimensions
30. Röyksopp – Junior
Bu seneki konserleri çok iyiydi ancak albümleri bir yere kadar çekici.
29. Yo La Tengo – Popular Songs
28. Micachu and the Shapes – Jewellery
27. Various Artists – 5: Five Years of Hyperdub
26. Bon Iver – Blood Bank EP
Bon Iver bomba bir abi geçen sene de bir çok listede ilk sıralardaydı. Ancak melankoli oranı bol, onun içidirki fazlası bünyeye zarar.
25. DJ Quik and Kurupt – BlaQKout
24. Bill Callahan – Sometimes I Wish We Were an Eagle
23. Memory Tapes – Seek Magic
22. Wild Beasts – Two Dancers
21. Neko Case – Middle Cyclone
20. Real Estate – Real Estate
19. The Pains of Being Pure at Heart – The Pains of Being Pure at Heart
18. Atlas Sound – Logos
Bradford Cox’dan on numara başka bir proje
17. The Very Best – Warm Heart of Africa
16. Antony and the Johnsons – The Crying Light
Ben bu listenin melankoliklerini biliyormuşum bunun farkına vardım. Antony dendimi düşünemeden dinlemek gerek.
15. Japandroids – Post-Nothing
14. Neon Indian – Psychic Chasms
13. St. Vincent – Actor
Çok beğenemediğim ama güzel yeni çıkışlardan. Biraz daha dinlemem lazım. Zaten az dilemeye başladım, bu adamlar ne kadar hızlı albüm çıkarıyor.
12. Yeah Yeah Yeahs – It’s Blitz!
Bence bir hayal kırıklığı, bir önceki albümlerinde de çok tatmin olmamıştım ama benim çok sevdiğim YYY’den git gide iz kalmıyor. Şöle gaz şarkı bekliyoruz.
11. Fuck Buttons – Tarot Sport
10. Girls – Album
9. Fever Ray – Fever Ray
Son zamanlarda dinleme şansı bulduğum güzel gruplarımızdan. Enerjilerini seviyorum.
8. Phoenix – Wolfgang Amadeus Phoenix
İsimden artıyı alıyorlar ama albümü okadar beğenemedim hala.

7. Bat For Lashes – Two Suns
Sürekli yükselme eğilimi az olan gruplardan biri Bat For Lashes. Melodileri kafamıza kazını veriyor hemen.
6. Grizzly Bear – Veckatimest
Bir numaralı melankoliklerden yine bir numara albüm.
5. Raekwon – Only Built for Cuban Linx… Pt. II
Fazla hiphop bünyeye zarar.
4. The Flaming Lips – Embryonic
Sahne performansları çok iyi olsa bile çok fazla beğenemediğim gruplardan. İlgilenmiyorum.
3. The xx – The xx

2. Dirty Projectors – Bitte Orca
Bence bu sırayı haketmiyor olsalar bile bu senenin en bomba albümlerinden biri bu.
1. Animal Collective – Merriweather Post Pavilion
Hadi canım Animal Collective birinci olamaz.
Pitchfork gene dediklerimin dışına çıkmış bir ton yeni abiyi listeye almış. Artık ne yapalım kurcalıcaz listedekileri.
21 Jul
Rock’n Coke‘ye gitmeyecektim ama standart gaz anlarımızdan ve gaz ekürim İlker sayesinde son anda hadi gidelim diye gaza geldik. Neyse Rock’n Coke‘ye gelirsek İstanbul Park’ta olması benim bir numaralı gitmeme nedenlerimden biriydi çünkü asfaltta yanıp tutuşacaktık. Rock’n Coke‘un aslında adındaki gibi bir müzik festivali olmaması sadece bir konserler zinciri olması da ne olursa olusun gidelim kafasına sokamıyordu beni. Bu zincirde bu sene beni tek etkileyen grup Santigold du. Onun dışında yıllardır beklediğim ama o kadar hevesimin kalmadığı Kaiser Chiefs‘de başka bir nedenimdi gitme isteğimin yeşermesinde. Bunların dışında beğendiğim Razorlight, Cartel, aslında müziklerini dinlemesem bile son albümleri ile beni hafiften etkileyen Prodigy. Tabiki sahne şovlarını merak ediyordum o apayrı bir konu.
Neyse beni Rock’n Coke’ye karşı isterik yapan konulardan sonra gelelim festivale. Daha önce dediğim gibi İstanbul Park fena. Otoparka geliyoruz çevresi geniş bozkır bi tane ağaç yok. Yolda içtiğimiz içkileri hızla bitirmeye çalışıyorum otoparkta yasak tam kalanları sakladıkki bi baktık kimse arabayı aramadı hatta otoparkta bira içen tipler. Otopark’ta içilmesine izin vermeleri iyi olmuş. Gerçi vermeselerdi benim işime gelecek ve cumartesi günkü konserlerini izleyebilecektim. İzleyemedim sıçtım. Olan İlker‘le Sertaç‘a oldu tekrar teşekkürler çocuklar. Ayrıca Prodigy izlemek istedikleri için beni de alıp konser alanına gitmeleri iyi oldu muhteşem bir konser izlemiş oldum. Neyse otoparktan sonra bi ton yol yürüyüp ana girişe geliniyor, oradan geçtikten sonra yine bir labirent. Sonrasında servise binip bir süre daha gidiyoruz o bitiyor yine yürüyoruz konser alanına ulaşıyoruz. Hepsi tuttu yarım saat. Arabada bişi unutsak gitti iki konser. Festival alanına girince iyi güzel sahneler müthiş, ses sistemleri iyi ama onun dışında çeşitli sponsorlar stand açmış bi de lunapark başka da bişi yok. Kampçı falan olsak felaket, can sıkıntısından öl.
The Prodigy
Normalde Prodigy dinlemem ama son albümünden bir kaç parça duyunca konserlerinin iyi geçeceğini anlamıştım. Sahneleri çok iyi performansları süper abilerin. Ayrıca anladımki bateri ve gitarın elektronik müzik yapmada bu denli kullanılması beni oldukça etkiliyor. Ayrıca iki vokal ile birini müthiş destekliyorlardı. Sürekli hareket halindeler ve sahneyi tamamen dolduruyorlar. Üstüne yıllardır bildiğimiz ve sağda solda duyduğumuz şarkıları da çaldılar. Keşke enerjim olsaydı da şöle bi delirebilseydim. Bir de Keith’in kemerine hasta oldum sahneye çıkarsam ben de ondan istiyom.
Santigold
Çoğunun adını bile bilmediği festivalin en sonuna konup minimum kişinin izlenmesi sağlanan ancak bana göre Prodigy’den sonra en iyi sahne Santigold‘a aitti. Tabiki anasahnedeki şaşalı sahnelerin yanında çok daha mütavazi kalıyordu ancak beni etkilemekte çok zorlanmadılar. Linkin Park işkencesinden sonra ilk kez gittiğim alternatif sahnede biraz sonra garson kılıklı üç müzisyen ardından otel komisi tadında robotik iki abla ve tüm rüküşlüğüyle Santigold sahneye çıktı. Kıyafetlerle yaptıkları ilk süksenin ardından electro dub müzikleriyle şıkır şıkır oynamaya başladık. Tabiki You will find a way ile keyfime keyif kattı.
Kaiser Chiefs
Tabiki sahnelerinin iyi olduğunu bildiğim ve ilk albümünü çok sevdiğim Kaiser Chiefs sahneye çıktığında Ricky Wilson‘ın coşkan performansı sayesinde bir çok kişiye göre Rock’n Coke’nin en iyi performansını sergiledirler. İlk albüm sevenleri mağdur etmeyip bolca çaldılar.
Razorlight
Sahneye ilk çıktıklarında çok az seyircinin gelmiş olması biraz can sıkıcı gibi gözükse bile Razorlight‘ın da ilk anlardaki klasik ingiliz beğenmemişliklerini üzerlerinden atmasıyla çevredekilerin oldukça ilgisini çekmişki konserin sonuna doğru ortalık iyice kalabalık oldu. Çocukların konserin ortasından sonra coşan performansları da oldukça iyiydi. Onlar çaldıkça ben oha bu şarkıyı da çok seviyorum bunu da seviyorum dedirtti. Galiba ben bu adamları baya seviyorum.
http://www.youtube.com/watch?v=wwyuHjBKAWA
Manga vs. Cartel
İkinci gün gördüğün ilk performanstı ilk vardığımda Cartel sahneye girdi ve Kankardeşleri söylemeye başladı. Sahneye koşarak yetiştik ve mafya kıyafetleriyle sahne doluşmuş Cartel’i ilk kez dinlemiş oldum. Herkes gibi Kankardeşlere her çaldığı yerde söyleyerek eşlik eden benim için Pazar gününe iyi bir başlangıç yapmış oldum.
http://www.youtube.com/watch?v=yY7qXOl9124
http://www.youtube.com/watch?v=U-nIT7Yhiw0
Çok uzun olduğu için karman çorman yazdığım bu yazıda son olarak demek isterimki Rock’n Coke bir müzik festivali değildir. Müzik festivali dediğinin adı Roskilde‘dir. Bakalım bi kere daha heyecan yaparsam bir de Roskilde yazısı yazarım aradaki fark çıkar ortaya.
4 Jul
Türk punkının zirvesindeki grup Güvensizlerden reggea rap alemine hediye niteliğinde kavır.
6 Jun
Uzun süredir aksattığım yazıları mı tek tek ekliyorum. Bunların arasından en çok yazmak istediğim ise Ship of Fools’du. Bant’ın bir önceki konseri tek kelime ile müthişti. Tamam artık sürekli gördüğümüz Alex Hacke hakkında bir bilgim vardı ama karısı Daniella ile beraber Ship of Fools projesinde multidisipliner bir çalışmaya imza atmışlar. Daha önceden tanımadığım Daniella de Picciotto’nun myspace sayfasına girince aynı anda onun illustratör de olduğunu gördüm. Bu saniyeden sonra performansdaki görsellerdeki acayip kafanın nereden geldiğini anlamak çok da zor olmadı.
Ship of Fools, Sebastian Brant’ın 1465′de yazdığı bir kitap. Kitap dini ve kültürel öğeler üzerine eğilmiş ve tabiki bunu Katolik Kilisesine yakın bir şekilde gerçekleştirmiş. Alex ve Daniella ise bunu bir gösteri haline çevirirken bu dayatmacılıktan çıkartıp daha çok kültürel ve dinsel farklılıklardan dolayı oluşan çatışmaları sorgulamışlar. Bunu yaparken her gittikleri ülkenin yerel kültüründen parçalar almışlar. Performanslarını müzik video ve okuma şeklinde gerçekleştiriyorlar ve bu okumaları özellikle gittikleri ülkelerin dilinde yapmaya çalışıyorlar. Ancak İstanbul performansı Babylon’da olduğu için daha bir konser havasına büründürüp gerçekleştirdiler.
Performansın başında bir rock’roll country havaları eserken sonuna doğru elektronik müziğe kayan bir performansları vardı. Konserin sonuna doğru çaldıkları parçaların tam olarak isimlerini bilmesemde bombaydılar. Hatta uzun zamandır bu kadar aklımı alan bir performans görmemiştim diyebilirim. Videolar ise sınırlarda dolaşıyorlar. Okumalar yapılmadığı için herşeyi tam anlayamadık ama yine de başından sonuna bir hikaye anlatan bu hikayeyi oldukça destekleyen Daniella’nın tarzına has videolar çok başarılıydı.
28 May
Bu sene keşfedik o ha ne süpermiş dediğim gruplar arasından herhalde tek gelen grup Marnie Stern‘di. O yüzden oldukça heyecan yaratmıştı bende geliş haberi aylar önceden. Bant konseriydi ve hemen hepsi bomba oluyordu. Gerçi son zamanlarda baya alternatif gruplara yönelmeleri git gide gelen sayısını azaltmıştı ancak Marnie bir çok bünyede heyecan yaratmış olsa gerek bir çok Bant konserinden kalabalıktı.
Konser başladı en sevdiğim Transformers ile girdi olaya Marnie ve çok iyi gibi geldi bana. Ancak arkasından gelen şarkıların yeterli başarıda olmaması, sürekli batının en hızlı gitaristiyim tavrından kelli rockçı tadı sololar ve cidden kötü bir ses ile üzdü beni.
27 May
Geçen senenin en iyi kadrolarından birine sahip olan Chillout Festival bu sene de geçen seneki kadar olmasa da yine de iyi bir kadro ile gerçekleşti. Festival alanında saat 11den beri bulunmak biraz sıkıcıydı tabi ancak güzel bir gün olacağı için hiç problem değildi. Tek sıkıntısı bile bile kavrulacaktık öle de oldu kırmızı efeydim günün sonunda. Neyfe saat 3 gibi konser başlayıncaya kadar bir cd takmışlar onu döndürüyorlar. Arada bi parça çıkıyor git gide hayran oluyorum nerden öğrenirim ben bunu diye aklımdan geçiriyorum ama sonra salladım.
Festivalden biraz bahsetmek gerekirse konum yer çok ters toplu taşıma yok denecek kadar az ama festivalin kitlesinin %99′unun arabası var. Ama alan çok güzel çevredeki ağaçlar yerlerin çim olması süper artılar ama artık Chillout’a yetmeyecek kadar dar kalmış. Bolca sponsor var hepsi içinde premium kitle orada olunca bolca ikram bolca hediye. Leona şarap heryerde çıkıyor karşıma bolca tadım yaptırdı. Mövenpick dondurmaları da güzelmiş. Vespa‘dan metal bardak altlıkları. Ancak hava kararınca ortaya çıkan ışıklı balonlu Coca Cola Zero‘cular bir anda ortamı aydınlatınca ilgi odağı oldular en başarılı hareket oydu herhalde. Beleşleri bırakıp paralılara geçersek ciddi pahalılar. 10 lira bira biraz bel büker. Diğerlerini söylemiyorum bile.
Neyse konserlere gelelim. Saat 3 oldu ve sonunda sahnede Sattas. İlk defa izleyecektim merak ediyordum. Gayet iyi bir performansları var vokalin sesi oldukça tok ve reggeaye gidiyor. Kendi şarkılarını da yapmış gençler. Onlar da beklediğimin aksine olduça iyi. Türkçe sözleri çok çok iyi yedirmişler zorlama hiç bir şey yok.
Sonra çıkan Jazzamore ise caz ve latin ezgileri birleştirmiş. Daha önceki senelerde !deladap tadında olsalarda onların o çingene havasından dolayı eğlenceliği üzerlerinde olmadığı için çok ilgimi çekmedi ve dolandım durdum o saatler. Sonrasında Yoav sahne aldı. Tek başına sahne alıyor genç. Sürekli gitarına vuruyor ve samplelar alıp o ne haltsa o alete yüklüyor ve tekrar tekrar çalarak ritim yapıyor üstüne de gitar çalıp söylüyor. Fena başlamadı ancak sonrasında baymaya başlıyor tabi.
Bundan sonra o kontrbas sahneye gelince aha noolyo dedim ve yaklaştım. Sahnede Axel Krygier. Gerçekten güzel bir performanstı bir kontrbas, bir bateri ve klavye ve bilgisayar başındaki abi. Zaten grubum başı gibiydi sen gir sen çık sürekli işaret ediyor bir saniye yerinde durmuyor. Elektronik ve saykodelik karışımı müzikleri ile bir çok kişiyi etkileyememiş olsalar da beni kitlediler yanıbaşlarına. Sonra süper uzun aralardan biri için yine gittim bizimkilerin yanına. Sonra tek merak ederek beklediğim grup çıkacaktı Shortwave Set. Daha önce dinlememiştim ama Gazo iyidir abi bunları dinlemek lazım diyince beklenti içine girdim. Sonra başladılar ve o an sabahtan beri dinlediğim süper şarkı Harmonia çalmaya başladı. Biliyodum dedim bu adamlar doğru adamlar. Diğer şarkılar da oldukça başarılıydı. Klasik bir İrlanda tadı aldım gerçi İrlandalılar mı bilmiyorum. Son olarak Lamb sahneye çıkacaktı. Baya önce dinlemiş ve çok beğenmemiştim ama belki canlı fark eder ya da benim müzik zevkim değişmiştir dedim ama malesef. Hiç birimizi sarmadı ve dönme vaktinin geldiğini anladık.
Son bir şey daha söylemek gerekirse. Chillout oldukça mütevazi olmasına karşın efektlerin ve basların oldukça yüksek olması biraz rahatsız ediciydi. Müzik kalitesini düşürüyordu. Ama sonuç olarak güzel bir gündü yine olsa yine giderim diyor seneyi bekliyorum.