Archive | April, 2009

Aya Seyahat

28 Apr

İş yoğunluğu nedeniyle bir türlü konsantre olup bir şey yazamadım. Gerçi yazılarımın hangisine konsantre olmuşum o ayrı. Neyse yazmak istediğim aslında bir sürü konu var. İlk olarak en heyecan vericiyle film festivalinin en iyi filmiyle başlıyorum. Ne bir yarışma bölümünde ne kurmaca bir film sadece belgesel hatta görüntü bile yok arka arkaya fotoğraflar ve bir kaç uzmanla yapılan röportajdan oluşuyor.

Festivalde yoğun bir şekilde bir çok film izleyince sonlara doğru biraz da yeter demeye başladım artık çok haz alamıyordum. Demekki iş keyifli filmdeymiş. Çünkü 3 film üstüste izleyeceğim ve ikinci film Aya Seyahat. Belgesel çekilmez diyordum. Filme girdik salon çok dolu değildi. Her ne kadar daha önce Kutluğ Ataman‘ın işlerini bilsem de canım sıkkındı. Ancak film başladı ve herşey değişmeye başladı.

Öncelikle konusu çok keyifliydi. Köy enstitüsüne giden bir köylünün köyüne geri dönüp köylüler ile eğitim seviyesi çakışması yaşaması üzerine alkolik olur. Köyün başka bir yerinde de köçek olduğu için deli diye nitelendirilen ve dışlanan çobanda diğer karakterimiz. Karakterlerimizi tanıdıktan sonra olayın alevlenmesine gelelim. Erzincan‘ın ufak bir köyünden 1957 senesinde bir politikacı geçer. Hiç durmaya niyeti olmayan politikacının arabası bozulunca tamir etmek için dururlar bunu fırsat bilen politikacı hazır durduk bir konuşma yapayım der ve köylüyü toplar ve konuşmaya başlar. Beni seçin şöle yapacaz böle yapacaz der. Sonra o sıralarda Ruslar aya gitme çalışmalarındalar populer bir konu aya gitmek. Politikacı aya gidicez hep beraber der. Köylü politikacıyla dalga geçer. Ancak bu konuşma kulaktan kulağa diğer köylere yayılır ve aya gidecekmişsiniz diye dalga geçmeye başlar civar köyler. Bunun üzerine bizim dışlanmış ikilimiz alkolik motorcu ile köçek çoban aya gitmeye karar verir. Bunların yanına aya gidicem durumumu düzelteyim sizi de yanıma aldırıcam diyen genç adam ve ailesinden uzaklaşmak isteyen genç kız da katılınca Türkiye ilk aya gitme denemesini 1957′de bu dört cesur astranot ile yapar.

Kutluğ Ataman konuyu Erzincan’daki bir köyde o köyün halkıyla beraber foto roman tadında gerçekleştirmiş. Üstüne de olayları yine köy halkından biri anlatmış. Sonuçta kahkaha yönü bol olmasının yanında köy enstitülerinin sosyolojik durumunu, anadolu köyündeki sosyolojik durumları önümüze seren bir film çıkmış ortaya.

Son olarak bir rahatlamamı paylaşayım. İstanbul Film Festivali‘nde de bilgisayar ekranını gördüm ya bizim festivalde ne yapsak sorun etmem artık. Demekki herkesin başına geliyormuş kardeşim. Ama ben diyorum harddiskten göstermek lazım o filmi.

Çok Film İzliyorum Yakında Kafayı Yiyecem

17 Apr

Film festivali başlamasıyla iyice gaz olup bir ton filme gittim. Üstelik geçen sene kadar heyecanlandırıcı filmler kaynamasa bile. Absürdistan, Yossou Ndour, Gerçek Şaolin, Tulpan, Uzak İhtimal, Tapınma, 35 Tek Rom, Mutant Aliens, Üç Maymun, Hayat Var ve $9.99 şimdilik gittiklerim. Daha gideceğim Bu Filmde Ben De Varım, Eldorado, Rumba için biletim var ayrıca Aya Seyahat ve Der Baader Meinhof‘e de giderim diyorum. Tabii arada izlediğim Pembe Panter 2‘de süttendi sayılmaz =)

Genel olarak izlediğim filmlerin çok iyi hatta çok iyi çıktı. Festivalde müthiş diyebileceğim üzerimde etki bırakan bir film olmadı ama iyilerdi. Festivale bu kadar gitmeme rağmen her birinin kopuk olması aslında festivalin daha çok bir film gösterimlerinden oluşmasından başka bir şey değil. Sadece Türk filmlerinde Efes bira ve galalarda da Kayra şarap ikram ediyor. Ona da ne kadar kaynaşma ortamı dersiniz bilemem.

Film yorumları yakında =)

Dreadzone

17 Apr

Film festivali ile beraber güzel etkinliklerin de gelmesi bir yandan da işlerin yoğunluğu yazılarımı biriktirdi. Ama bir şekilde paylaşacağım hepsini. Daha önce Rock’n Coke‘ye gelmiş ama gitmediğimiz senelerden biri olduğu için haberimiz olmadı. Sonra beleş Radarlive‘ın assolisti tadında çıkıp geceye müthiş bir nokta koymuşlardı. Üstelik o gün izlediğim 8 grubunda sahne performasının mükemmel olduğunu düşünürsek en iyi noktayı koymak ciddi zor olacaktı ancak Dreadzone çok acayipmiş.

Geçen haftasonu Babylon‘da iki konser verdiler. Cuma günkü konserde sadece kendileri vardı. Ama Cumartesi akşamı Murat Ertel ve Fairuz Derin Bulut da sahne alacaktı. Tabiki kaçmayacak bir performans olduğu açıktı kaçmadıda. Öncesinde çikolatadan yapılan çikolatalar ile mutlu ardından herbiri birinden farklı bir ton içki tabiki sona güzel bir White Russian ile Dreadzone için son hazırlıklar yapılmıştı. Babylon‘a varınca daha konsere 20 dk olduğunu öğrendik ve her delirme akşamı öncesi yaptığımız gibi Otto‘ya gidip fındık votka patlattık. Ara bilgi olarak söyleyim fındık votka Otto’da pahalıdır ama diğer yerlerden kat be kat güzeldir. İçeri girişimde djnin yanına attığım montta adam şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemedi ben direkt en öne daldım. Beni uğraştırmadı sağolsun =)

Konser yeni başlamıştı biz girdiğimizde ve çoğunluğu Fairuz’dan oluşan bir kadro çalıyordu en arabeskinden. Ardından geri kalan Dreadzone elemanları da geldi ama vokal Spee bastonla çıktı sahneye galiba ayağını incitmişti. Gerçi sağlam olsaydı kesin yetmezdi ona o sahne hatta oturduğu yerden bile baya gazdı. Bir ara Murat Ertel’de geldi. Sarhoşluğun etkisiyle sürekli bağırıyordum ve tepiniyordum ama iki saat nasıl geçti anlamadım bile. Dreadzone dub, reggea altyapılarını elektronik ile zenginleştiren bir grup ama esas özellikleri sahne enerjileri. Normalde oturup reggea dinlemem pek ama bu adamları bir dahaki gelişlerinde de izlemeye hazırım. Gecenin bana tek kaybettirdiği Messer Chups konserine gidememem oldu. Ne yapalım birini seçmeliydim.

Bu videoyu bulduktan sonra anladımki Spee’nin bacağında ciddi bir sorun var ama hala tepiniyor.

Film Festivaline Başladık: Milk ve İt İti Isırır

6 Apr

Orjinal Harvey Milk

Orjinal Harvey Milk

Bu gidişle en ilgiyle takip ettiğim film festivali olacak. Şimdiden iki günde iki film yaptım üçüncü günde de filmim var :) üşenmezsem gidicem. Peki nelere gittim. İlk olarak Ergin‘in söylediği İt İti Isırır‘a gittik festival açılışını yaptık. Bir şey bilmiyordum film hakkında sadece isminden dolayı vur kır bişiler olacaktı. Film bir işkence sahnesiyle başlıyor ve parayı almaya çalıştıkları adamı yanlışlıkla öldürüyorlar. Evi aramaya başlayan üç adamdan Peñaranda parayı buluyor ve diğerlerinden gizlice alıyor. O parayla kaçıp kendine yepyeni bir hayat kurmayı planlıyor. Ancak paranın miktarı büyük olunca büyük patron dahil herkes paranın peşine düşüyor. Kolombiya mafyasının bu iç hesaplaşması içine ek hikayeler alarak zenginleşerek karşımıza geliyor. Sonuçta it iti ısırıyor ama biraz boku çıkıyor. Keşke iş adelanın sapığı ile sonlansaydı. Sonu dışında bir çok yerinde beni içine almayı başaran İt İti Isırır süper olmasa bile izlemeye değer.

Ktunnelciler için linkKurtulayım Youtube sorunsalından diyelen için

Tabiki sıradaki film Milk. Bu filmi izlemek için tonlarca neden bulabiliyorum kendime. Sean Penn, Gus Van Sant, eşcinsel haklarıEşcinselliğini gizlice yaşayan Harvey Milk‘in uyanışı ve sonrasında onu belediye meclis üyeliğine ulaştıran yolu konu alan film festivalin en iyilerinden biri olduğu kesin. Sean Penn‘in James Franco ile tanışıp çıkmaya başladığı sahne ve tüm geylerin fiziklerinin muntazam olması dışında film gerçeklikten çok kopmamış ve bir çok noktada mucize bekleyen izleyiciye hayır hayatta bunlar da vardır diyor.

Sera‘nın aksine bence filmde bir iki yan roldeki kişi hariç genelde oyunculuklar olduça başarılı ve filmin içine çekebiliyor. Ayrıca Gus Van Sant mühtiş bir yönetim göstermiş. Önceki daraldığım çocuk problemlerinden sonra bu film onun yönetmenliğini rahatlıkla tatmama neden oldu.

Ktunnelciler için linkKurtulayım Youtube sorunsalından diyelen için

Milk ayrıca bizi eşcinseller hakkında bir kere daha düşünmeye itiyor. Ülkemizde hala ezilen, zor durumda bırakılan hatta öldürülen eşcinselleri görmezden gelmemeli ve elimizden geldiğince destek olmalıyız. Devlet bile onları kabul etmezken her girişim çok önemli bir hale geliyor.

Festival havasını bir Atlas bir de Emek‘te solumaya çalıştım burnuma hiç koku gelmedi. Festival sadece film gösterimi havasında geçiyor. Benim IAF için bunu beceremediğimize o kadar da üzülmemem gerekiyor gibi hatta yapacağımız en ufak şey bile ortamı güzelleştirmeye yarayacak gibi duruyor.

Blurt

2 Apr

Bir süredir Dogzstar‘daki aksiyon konserileri kaçırıyordum. Sonunda bir tanesine gitmeyi başardım. Galiba en iyilerinden biriydi. U.R.A. ‘nın düzenlediği konserde Blurt sahne aldı. Benim gibi bir çok insan bilmiyordu grubu ama galiba herkes etkileyici bir konser olacağını düşünüyordu ve öyle de oldu.  Yaşlı üç adam sahnedeydi ve punk-caz tarzlarıyla coştular. Grubun öncüsü ve kurucusu Ted Milton saksafon ve kendine has sesiyle vokalde tamamıyla alternatif ve deneysel bir tavırla duruyordu. Ayrıca 50 yaşına gelmiş ama saçlar mohawk. Ayrıca gitarda Steve Eagles ve davulda Bob Leith’de Ted Milton’dan çok da aşağıda kalmıyorlar.

Uzun zamandır ayık bir konser dinlememiştim. Ama zaten adamların müziklerini dinlemek istiyordum. Bana hem değişiklik hem bir süredir tatmadığım bir keyif verdi. Gerçi içmiş bir efe olarak ne kadar delirebileceğim ve eğleneceğim ayrı konuydu ama bazı şeyleri de kaçıracağım kesindi.

Efes One Love Festivali’nde Klaxons + Röyskopp

2 Apr

Geçen sene festival yokluğunda gerçi olsalar bile çok iyi bir kadro ile bizleri mest eden ayrıca vücudumuzdaki bol alkol nedeniyle bazı kısımlarını hatırlamadığım geçen senenin en iyi festivalinin sekizincisi yaklaşıyor. Hem de iki senedir gelmesini beklediğim bir kadro ile. Klaxons aslında iki sene önce müthiş bir çıkışla senenin en iyi grupları arasına girmişti. Tabiki benimde en sevdiğim gruplar arasına. Bol enerjili grup aynı zamanda new-rave olarak geçen tarzın yaratıcısı. Bu süper grubu 20 Haziran akşamı izleyecekmişiz. Diğer bomba ise yıllardır beklenen Röyskopp. Çok şey söylemeye gerek yok. Kesinlikle görüşmesi gereken grupların arasında uzun zamandır yerini koruyan grup bir çok kişinin listesinden 21 Haziran akşamı çıkacak.