Archive | February, 2009

!fistanbul Bitti

25 Feb

The Man Who Loved Yngve

The Man Who Loved Yngve

!fistanbul çift senelerde iyidir diye bir söylenti var. 8. senesinde de geleneğini bozmadı ve geçen senenin vasatlığından sonra gayet iyiydi. Özellikle Oscar, Golden Globe gibi ödüllere aday olmuş filmleri izleyici ile buluşturdular. Bütün bunların yanında diğer filmlerin daha çok belgesel havasında olması aslında !fistanbul’un esas heyecanını biraz kaçırdı.  Çünkü önceki senelerde muhteşem bağımsızlar izleme şansı buluyorduk. Ancak bu sene izlediğim filmler ya büyük prodüksiyon ya da çok başarılı olmayan bağımsızlardı. Belki üretim yoktur !f’e suç bulmayalım. Ayrıca bilinçsiz bir şekilde bilet alıp filmlere gitmeme !f’de de oluşmuş bu festival izleyicisi için kötü yönetimi için gayet güzel bir şey. Filmler hakkında pek bişi bilmeden tonlarca bilet alan tipler kaynıyor ortalık.

Fırsat bulup Nick and Norah’s Infinite Playlist, Tokyo!, Wendy & LucySita Sings The Blues ve Slumdog Millionaire. Kısaca değinmek gerekirse Nick and Norah’s Infinite Playlist fena olmayan bir gençlik filmiydi. İdare etti geçti gitti unuttuk bile. Üstelik iddaa ettiği gibi çok da müzik yok filmin içinde. Tokyo! gayet başarılıydı tabiki filmin üç yönetmeninden birisinin Michel Gondry olması bunda olduça etkiliydi. Wendy & Lucy bazı yerlerde önemli filmler arasında gösterilmiş ve ilgimi çekmişti. Ancak çok felaketmiş. Filmin başka bir havası olduğu kesindi ve bunun gibi filmler ile karşılaştırmaya çalıştım ancak yine de olmadı. Evinden ayrılan Wendy’nin beş parasız kalması. Sonrasında köpeği Lucy’nin kaybolması ve onu bulmaya çalışmasından oluşuyor. Aslında bir çok konuyu içinde barındıran bu filme malesef bana bir şeyler anlatamadı. Sırada gönül acım Sita Sings The Blues. Nina Paley beklediğimden çok çok daha iyi bir film yapmış zaten bir çok ödülü boşuna almadı. Ancak sesin çok kısık olması bazı anlarda filmden kopmama neden oldu.

Son olarak Oscar’ı da alan Slumdog Millionaire. Bu güne kadar Oscar alan filmleri çok sevmedim ancak bunun için aynı şeyi söyleyemeceğim. Yönetmenlik, senaryo ve oyunculuk hepsi müthiş. Aha burasında da böle olacak dediğim bir çok yerde beni şaşırtıp çok başka bir noktaya çektiler konuyu. Bunların haricinde müzikleriylede gönlümde tah kurması çok zor olmadı.

Festivalde izleyemediğim ve adını duyup ilgimi çeken bir kaç film var. Bunların başında The Man Who Loved Yngve var. Ayrıca Beautiful Losers, Universalove, The Good, The Bad, The Weird, Synecdoche, New York, Better Things‘i de merak ediyorum ve izleme listeme ekliyorum. Tabiki Keş!f ödülünü alan Parking‘i unutmamak gerekir.

Yazımın son bölümünde de festivalden bahsedeyim. Öncelikli olarak Fitaş büyük salonlarını kapattığı için küçük bir salonda gösterim yapıldı. Büyük salon gidince İstanbul’un en görkemli salonu Emek Sineması esas mekanı oldu festivalin. Ne yazıktırki Emek Sineması’nın muadili hiç sinemanın olmaması. Ancak festivalin ciddi anlamda festival havası yoktu. Sadece film gösterimlerinden ibaretti çekme kaset‘in de dediği gibi film günleri gibiydi. Umarım biz bu handikapı aşar ve farklı bir deneyim sunarız.

Sapık Bu Adamlar

22 Feb

Late of the Pier

Late of the Pier

Niye sapık çünkü bir tane normal klipleri yok. Late of the Pier‘in bir albümü var ve beş video klip çekmiş. Hepsi birbirinden acayip. Uçurumdan yuvarlanan kasetçalara Focker‘ı eklemek için videolarına baktığımda daha önce izlemediğimi fark ettim. Halbuki 2008 senesinde beni en çok etkileyen gruplardan biriydi. 2007′de The Automatic‘in kaptığı ünvanı ellerine gerçirmişlerdi. Neyse gençler gayet heyecanlı bir çok klip çekmişler bunları paylaşmadan edemedim.

Clara Luzia

19 Feb

Clara Luzia

Clara Luzia

Gecikmeli yazılarımın sonuncusuna geldik. Daha önce uçurumdan yuvarlanan kasetçalar‘da kısaca bahsettiğim Arka Oda‘daki Clara Luzia konseri. Arka Oda’daki Kulaktan Kulağa konserlerini pas geçemiyorum. Aslında hazırlıksız olduğum konsere o günün sabahında Myspace‘den 6 şarkısını tonlarca kez dinleyerek. Haberin olsun Clara yaklaşık 100 kadar dinlenme sayısı benden geliyor. Özellikle Morning Light’a hayran kaldım ve vouv diyerek heyecanla konsere gittim.

Tabiki öncesinde Kadıköy‘e her gidişimde uğramayı planladığım Pilavcıoğlu‘na uğrayıp eskisi kadar güzel olmayan bir pilav yedim. Aslında pilav sevmesemde bu konsepti çok seviyorum galiba. Yıllar önce kardeşimin götürdüğü ve pilav lokantalarının başını çeken Dadaş Pilav‘cıdan alıştığım ve bulunduğum konuma göre tercih ettiğim lokanta oldular.

Arkasından Arka Oda ve gençleri beklerken oturup bir bira. O sırada Arka Oda‘nın her ay bir illustratör ile hazırladığı (bu ay fotoğraf vardı) aylık programa bakmaya başladım ve bir köşesinde Clara Luzia ile yapılan bir röportaj var.  Gözüme ilk çarpan konserlerde çalmayı en sevdiğim parça Morning Light demesiydi. Ben de seni seviyorum Clara.

Sonra gençler geldi ve biraz sonra konser başladı. Arka köşedeyiz ve hiç birşey görmüyorum. Malesef Arka Oda’nın handikapıymış böle oldu bu seferlik. Biraz hasta olan Clara öhö öhö sesim kötü demeler ile şarkılarını söylemeye başladı. Oh öh köh derken dedi bir bira içelim. Biz de hemen güzel bir yere konuşlandık bekliyoruz. Biraz sonra teknisyen geldi ve ses sistemini toplamaya başladı. Eee nooldu konser bitti nası ya 45dk. Üstelik Morning Light’ı bile söylememişti :( Ama sevmiştim şarkıyı bir kere gittim The Long Memory albümünü aldım tekrar tekrar dinlemek için.

Gazanfer Özcan’ı Özleyeceğiz

18 Feb

Gazanfer Özcan

Gazanfer Özcan

Yıllar önce kendisini Hüsnü Kuruntu olarak tanıdığım Gazanfer Özcan bugün aramızdan ayrıldı. Kendisi hakkında iyi kötü bir çok şey söylemişimdir. Ancak şu an kalbimde bir eziklik bıraktığı kesindir. Malesef bir tiyatro oyununda canlı kanlı izleme fırsatı bulamamama pişman ve üzgünüm. Seni seviyorum Gazanfer amca.

Yeni Milk’de eBoy

17 Feb

Serverda da çıkan problem sonucu bir haftalık yazamamışlıktan sonra şimdi gelelim eBoy ve Milk‘e. Galata‘da yeni açılan sergi alanı Milk bomba bir sergiyle başlamış. Zaten açılışı cemiyetten kimse kaçırmamış. Yeni güzel hazırlanmış bir sergi alanı Milk. Tuvaleti hariç insan iki afiş asar bişi yapar di mi. Sergi ise süper eBoy. İsmini benim gibi bilmeseniz de işlerini büyük ihtimalle bildiğiniz pixel art gençleri. 5 Mart’a kadar sergi devam ediyor kaçırmayın.

Milk ise gelecek vadeden bir sergi alanı olmuş. Ekim ayına kadar sergi programı dolu ve sırada ise daha önce Bant dergisinin de baştacı ettiği Meredith Dittmar‘ın sergisi var.

Müthiş Bir Gün

11 Feb

Kahvedan

İyi eğlenilmiş bir akşamın arkasından güzel bir pazar sabahı. Kahvedan‘da yapılan kahvaltı. Her ne kadar tatmin edici olmasa ve daha iyi gidilebilecek bir çok seçenek olsa bile kötü diyemeyeceğim hatta tavsiye edebileceğim bir mekan.

Ceneviz Kahvesi

Ardından Galata Kulesi‘nin dibindeki favori mekanlarımdam Ceneviz Kahvesi‘nde bir Türk kahvesi. Gerçekten iyi yaptığını düşündüğüm yerlerden biri. Ayrıca içerideki kahve takımlarına bir göz atmanız ufakta olsa bir kolesikyona tanık olmanıza yetecektir. Ayrıca Galata‘nın huzurlu ya da bazı anlarda huzursuz ortamı Ceneviz Kahvesi’ni daha güzelleştiriyor.

Ömer Abinin Yeri

Arkasından başka bir favori Ömer Abi’nin yeri. Karaköy balıkçılarının hemen arkasındaki balık lokantası. İsmini bilmiyorum Lale ve Fisun ikilisi biliyorsanız paylaşırsanız sevinirim. Sonuçta burada amme hizmeti yapıyoruz. Burası derme çatma da olsa her gidişinizde lezzetli balık yiyebileceğiniz yanında rakınızı eksik etmeyeceğiniz nadide mekanlardan biri. Hele Ömer abi de oralardaysa onunla da ufaktan muhabbet edebilir geceyi burada tamamlayabilirsiniz.

Arka Oda - Oranın simgesi lamba

Ama hayır görev bilince günün üçüncü favori mekanına doğru bizi yola koyuyor. Arka Oda. Amaç, bir Kulaktan Kulağa konseri için İstanbul’da sürtmeye devam eden David Brown. Tabiki her zaman olduğu gibi üç maymun içilir biralar içilir kafalar güzel David’e canımsın gibi sözler ile sarkılır. Çevremde üç maymun içmemiş sessiz sakin oturan hain insanlara üç maymun içirilir ama beğenip beğenmedikleri sorulmaz çünkü idrak denilen şey artık kalmamıştır. Konserin ikinci bölümünde, girişte elimize tutuşturulan bir kağıttan okuduğumuz yeni Brazzaville şarkısı söylenir. Konser biter eve gidiş yolunda kafa yerde bir kez sektirilerek 1.5 diş ele alınır. Of çok diş muhabbeti yaptım ama napayım iki hafta öncenin yazılması gereken yazıları bunlar. Kestik.

Beni Unutmuşsun Tamir

10 Feb

Balkan Beat Box

Yüz defa da gelse yine heyecanla bekleyeceğim grup Balkan Beat Box yine müthiş performansını benden esirgemedi. Gerçi Tomer Yosef hafif hasta gibiydi sanırım yoksa kazakla durmazdı. Normalde Kaan Tangöze gibi üstsüz takılmayı sever. Buna rağmen iyi performanstı tabiki izleyici ise gayet alakasızdı. Ayağıma basıyosun tepkilerinden de geri kalmadılar. Sen nereye geldin nerde duruyorsun. Neyse densiz izleyici kitlesini geçtikten sonra son olarakta geçen sene saçma sapan şeyler söylediğim Tamir‘e güvenlik çocuğunu atlatarak ulaştım. Ve herşey kafam güzelken hacı bir fotoğraf çekilelim tribiydi şimdi çekilelim mi diyip geceyi şu mutlu tabloyla bitirdim.

Tamir ve Şebek Bakışlı Efe

Tamir ve Şebek Bakışlı Efe

Arkasından Lokal‘e gitme şansımız oldu ancak elektronik müzik tadından dolayı gençler pek sevmedi ve çıktık. Kısa da olsa gördüğüm kadarı ile güzel bir kalabalık vardı. Ortam genelde dedikodu üzerine dönüyordu. Merakımı tam gideremedim ama umarım daha eğlenilen bir otam ile karşılarım.

Ardından Sefahathane‘ye girdik. Pek sevmesemde fena olmayan müzikleri ile idare edebilen bir mekan. Aslında güzel ortam oluşabilir ama bir türlü insanları orada oynatmayı beceremiyorlar halbuki oynasınlar diye dans edilecek şarkılar çalıyorlar bolca.

Gecenin sonu gelmek bilmiyor demeyin geldi ama son bir işkembeci sefasının ardından. İşkembe sevmem o yüzden mercimek çorbası içerim ama bu sefer Lale İşkembecisi‘nde yaprak kokoreç varmış ve hayatının büyük bölümünü ağzına koymayan bana müthiş bir kokoreç yedirdiler. Zaten tamamen doluydu insanlar hala onları seviyor onlar da kalitelerinden taviz vermiyorlarmış.

Sonbahar

9 Feb

Sonbahar

Sonbahar

Diş kırma hadisemden sonra hafiften ara verdiğim aksiyonlarıma devam ediyorum gerçi bir şey yapmadım dedim ama 4-5 madde birikmiş yavaş yavaş hepsini paylaşacağım. Hepinize afiyet olsun.

Sonbahar son zamanlarda izlediğim en iyi filmlerden biriydi. Filmin en çok hoşuma giden yanı bu kadar sanat sineması diye tabir ettiğimiz tarzda zor anlaşılan ve genelde izleyiciyi sıkan bir yapısı olmasına rağmen bir çok kişinin kulaktan kulağa Sonbahar‘ı tavsiye etmesi ve bir çok salonun ağzına kadar dolu olması. Ben, Pera Sineması gibi kötü bir salonda izlememe rağmen biletler tükendiği için en ön sıradan izledim.

Özcan Alper‘in ilk filmi. Demekki yakında çok güzel filmleri de gelecek :) Ayrıca başrol oyuncusu Onur Saylak da çok başarılıydı. Hemen hemen filmin bir çok yerinde onu izledik uyuyorken, öksürürken veya eblek eblek bakarken. Ama hiç bir anında sıkılmadım kendisi rolünün hakkını çok iyi vermiş. Megi Aboulzade ise tatmin edici ama yetersiz oyunculuğu ile güzel bir role bürünmüş. Filme dönersek Özcan Alper filmi tüm klişelerden uzak tutarak şimdi şu olmasın noolurlarımın çoğunda benim düşüncelerimi okumuş olsa gerek filmin ruhunu özellikle Yusuf’un ruhunu bozamamak için çok uğraşmış ve en azından bana göre başarılı olmuş.

Sonbahar

Sonbahar

Filmin konusunu ek olarak ekleyelerek bloglardaki yepyeni bir hizmeti devreye sokalım. Yusuf 12 yıl kaldığı cezaevinden birkaç ay ömrü kaldığı için salınır. Çamlıhemşin-Fırtına Vadisi’ndeki köyüne, yaşlı annesinin yanına döner. Köyün bozulan ekonomisi yüzünden sadece yaşlıların kaldığı köyde, zamanını arkadaşı Mikhail ile yaşayamadıkları gençliklerini düşünerek ve akoru bozulan tulumunu onararak geçirir. Çoğu zaman hapishanedeki yaşamının alışkanlığıyla kendini eve kapatır ve iç hesaplaşmasını yaşar. Bir gün, ilçedeki bir meyhaneye Mikhail’in zoruyla gider ve Gürcü konsomatris kız Elka’ya aşık olur. Yakın olan ölümünü içinde saklarken, aşkından ayrılacağının acısı da acısına katılır.


Filmi özellikle Pera Sineması’nda izledim. Çünkü salon keşfi çalışmalarımı bir kenardan sürdürüyorum. Tabiki Pera benden geçer not alamadı. Beyoğlu Sineması’nın iç karartıcı yapısı burada kat be kat etkili oluyor. Ufak salonu bakımsız içerisinin yanında bir de perdenin altındaki çıkılması inilmesi veya kullanılması imamkansıza yakın sahnenin tutulması çok saçma olmuş. İki adama iki kuruş versen çatır çutur kırarlar orayı çok ufak parayla o çirkinlikten derme çatmalıktan kurtulursunuz. Beyoğlu ve Pera sinemaları ikilisinin kapanmamasını biz de istiyoruz ancak ilgisizlik orayı kapanma sonucuna götürmekten kaçınılmaz hale getirir.