kafama göre yazıyorum
Hrant Dink’in ölüdürülmesinin üçüncü yılına girerken adalet hala yerini bulamadı. Umarım en kısa zamanda çözülür ve suçlula potansiyel suçluların önü kesilir.
İstanbul, 2010′da Avrupa Kültür Başkenti olacağını duyduğumda çok heyecanlanmıştım. Heyecanım bir süre sürdükten sonra ekip içerisindeki sorunlar ve projelerdeki aksamalar heyacanı üzüntüye çevirdi. Dün resmen İstanbul Kültür Başkenti olduğunu ilan etti. İlan ise her zamanki gibi havai fişek ve Taksim’de Tarkan idi. Ocak ayında açık hava konseri ile açılış yapılması da garip bir fikir olmuş. İlerleyen günler içinde beni heyecanlandıran bir aktivite malesef yok ufak tefek etkinlikler ile yine idare edeceğiz.
Bütün bunların yanında AKM hala kapalı, Taksim Meydanı’ndaki Atatürk Heykeli bir ay önce bakıma alındı hala kapalı. Muhsin Ertuğrul Sahnesi yeni açıldı ama başka bir tiyatro sahnesi yapıldı mı? Sultanahmet’te ne değişti? Yeni hangi bina yapıldı veya hangilerinin restorasyonu yapıldı?
Bu çizgi roman uyarlaması filmler genellikle kötü oluyor. Ancak Sherlock Holmes için aynı şeyleri söyleyemeceğim. Warner Bros’un davetiyle Cevahir Megaplex’de filmi izlemeye gittik. Beklentilerim oldukça düşüktü sadece merak ediyordum. Tam film başlamadan az önce orada olduk ve salonun en kötü yerlerinden birinde oturduk. Bu arada madem yeni güzel bir salon iddasındasın kocaman perde yapmayı biliyorsun ama en ön koltuktan ekranın görünmediğini bilmiyorsun sayın Megaplex yönetemi.
Filme gelirsek Robert Downey Jr. (Sherlock Holmes) ve Jude Law (Dr. Watson) rolünde çıktılar karşıma. İkisininde oyunculuklarını iyi bulurum ve Sherlock Holmes’de de iyi bir oyunculuk sergilediler. Hatta Robert oldukça hareketli bir role sahipti bir an dövüş ustası(ki oldukça abartılıydı), bilim adamı, her detaydan onlarca bilgi çıkarabilecek bir dedektif ve kartal gibi gözleriyle 70 metreden bir kağıttaki yazıyı okuyabiliyordu. Ama filme güzel yedirdikleri için çok da rahatsız edici değildi. Jude ise Robert’in yanında daha sakin bir karakterdi. Zaten çizgi romanda da bu böleydi.
Filmi izlerken bir çok tanıdık sahne gördüm. Yeraltı dövüşü, kötülerin işlerini yapan dev gibi bir adam, iç içe geçen olaylar, bir anda taraf değiştiren karakterler. Filmin sonunda ben de nedenini çözdüm çözdüm çünkü yönetmen Guy Ritchie’ymiş. Guy’ın klasik ne kadar triği varsa filmi de görmek mümkün. Muhtemelen filmi beğenmemin en büyük nedeni yine Guy. Sahnelerin canlı akışı hikayenin sürekli seni içeri çekerek heyacanını koruması, filmin kurgusu hepsi yerli yerindeydi.
Filme gelirsek dünyayı yöneten gizli bir grubun büyüler sayesinde oluşan kötü kanadı grubu ele geçirir sonrasında da dünyayının düzenini değiştirmek için harekete geçer. Ancak dedektifimiz Sherlock Holmes zorda olsa bu davayı çözer ve mutlu sona ulaşırız.
Dün akşam açılışına gittiğim Küpşehir sergisi ilk başta ilgimi çekmiş olsa bile sonrasında biraz hayal kırıklığı idi. Bir kısım karakterler üzerinde oldukça uğraşılmışken bir kısmı sanki son dakikada yetiştirilmiş gibiydi. Ayrıca yaratıcılık konusunda da biraz kısırdı karakterler. Ondandırki çok durmadım.
Alanistanbul‘a da ilk gidişim oldu. Yolu bulamayıp dönerken sergiden sergiye gördüğüm Pick.me Sadi bana yolu gösterdi gidebilmiş oldum. Sergi alanı oldukça dar ama konumu güzel bir sergi binası da güzel. Zaten Galata’da binaların hemen hiç biri boş geçmiyor. Ancak açılış biraz sakindi muhtemelen bir gün önceki Aslı Çavuşoğlu‘nun Dünyayı Nasıl Dolaştım sergisine gidelmesi ve yağmurunda etkisiyle.
Ülkemizde animasyon üzerine çok fazla organizasyon yapılmıyor. Kırkyılda bir yapılan bu aktiviteleri kaçırmamak gerekli. Özellikle animasyon eğitimi ve üretimi üzerine eğilen Canlandıranlar Yetenek Kampı dün akşam Tamirhane‘de yapılan açılış ile başladı. Her cumartesi günü gerçekleşecek animasyon atölyelerinin ardından yapılacak başvuralar arasından seçilecek üç filmin üretimi sağlanacak.
2009′da yine bir sürü yeni grup ile tanıştım, daha önce duymadığım bir çok grubu birileri burnuma soktu. Bunlardan daha önemlisi hayatıma giren Hale Sultan sayesinde müzik arşivim oldukça genişledi.
2009′un En İyileri
Antony and the Johnsons – The Crying Light
Bat for Lashes – Two Suns
Dirty Projectors – Bitte Orca
Grizzly Bear – Veckatimest
Ghinzu – Mirror Mirror
Imogen Heap – Ellipse
King Charles – İki EP’si Love Lust / Mr. Flick ve Time Of Eternity
Madness – The Liberty Of Norton Folgate
Neon Indian – Psychic Chasms
Oi Va Voi – Travelling The Face Of The Globe
Replikas – Zerre
Sunset Rubdown – Dragonslayer
The Clientele – Bonfires on the Heath
Ancak 2009′da Keşfettiklerim
5′nizza
Cocoon
Detektivbyrån
Emily Wells
Mad Caddies
Karuan
The Swell Season
We Are Wolves
2010′da Çok Beklentim Olanlar
Güvensizler
Genel olarak Pitchfork’un listelerini beğenirim. Şimdi de neler varmış listede bakalım.
50. Woods – Songs of Shame
Senin sonuna doğru rastladığım ve çok da dinlemediğim ama çoğu kişiden olumlu yorum alan bir grup.
49. Cass McCombs – Catacombs
48. DOOM – Born Like This
47. Zomby – Where Were U in ‘92?
46. Dan Deacon – Bromst
45. The Mountain Goats – The Life of the World to Come
44. tUnE-yArDs / BiRd-BrAiNs
43. Cymbals Eat Guitars – Why There Are Mountains
42. A Sunny Day in Glasgow – Ashes Grammar
41. Baroness – Blue Record
40. Mos Def – The Ecstatic
39. Jim O’Rourke – The Visitor
38. Major Lazer – Guns Don’t Kill People– Lazers Do
37. The Antlers – Hospice
36. Dinosaur Jr. – Farm
Eski kafa işler bana gelmiyo
35. jj – jj n° 2

34. Passion Pit – Manners
Hoşuma gidiyor bu albüm ama hala neresini beğendimi bilemedim.
33. Bibio – Ambivalence Avenue
32. Bear in Heaven – Beast Rest Forth Mouth
31. Sunn O))) – Monoliths & Dimensions
30. Röyksopp – Junior
Bu seneki konserleri çok iyiydi ancak albümleri bir yere kadar çekici.
29. Yo La Tengo – Popular Songs
28. Micachu and the Shapes – Jewellery
27. Various Artists – 5: Five Years of Hyperdub
26. Bon Iver – Blood Bank EP
Bon Iver bomba bir abi geçen sene de bir çok listede ilk sıralardaydı. Ancak melankoli oranı bol, onun içidirki fazlası bünyeye zarar.
25. DJ Quik and Kurupt – BlaQKout
24. Bill Callahan – Sometimes I Wish We Were an Eagle
23. Memory Tapes – Seek Magic
22. Wild Beasts – Two Dancers
21. Neko Case – Middle Cyclone
20. Real Estate – Real Estate
19. The Pains of Being Pure at Heart – The Pains of Being Pure at Heart
18. Atlas Sound – Logos
Bradford Cox’dan on numara başka bir proje
17. The Very Best – Warm Heart of Africa
16. Antony and the Johnsons – The Crying Light
Ben bu listenin melankoliklerini biliyormuşum bunun farkına vardım. Antony dendimi düşünemeden dinlemek gerek.
15. Japandroids – Post-Nothing
14. Neon Indian – Psychic Chasms
13. St. Vincent – Actor
Çok beğenemediğim ama güzel yeni çıkışlardan. Biraz daha dinlemem lazım. Zaten az dilemeye başladım, bu adamlar ne kadar hızlı albüm çıkarıyor.
12. Yeah Yeah Yeahs – It’s Blitz!
Bence bir hayal kırıklığı, bir önceki albümlerinde de çok tatmin olmamıştım ama benim çok sevdiğim YYY’den git gide iz kalmıyor. Şöle gaz şarkı bekliyoruz.
11. Fuck Buttons – Tarot Sport
10. Girls – Album
9. Fever Ray – Fever Ray
Son zamanlarda dinleme şansı bulduğum güzel gruplarımızdan. Enerjilerini seviyorum.
8. Phoenix – Wolfgang Amadeus Phoenix
İsimden artıyı alıyorlar ama albümü okadar beğenemedim hala.

7. Bat For Lashes – Two Suns
Sürekli yükselme eğilimi az olan gruplardan biri Bat For Lashes. Melodileri kafamıza kazını veriyor hemen.
6. Grizzly Bear – Veckatimest
Bir numaralı melankoliklerden yine bir numara albüm.
5. Raekwon – Only Built for Cuban Linx… Pt. II
Fazla hiphop bünyeye zarar.
4. The Flaming Lips – Embryonic
Sahne performansları çok iyi olsa bile çok fazla beğenemediğim gruplardan. İlgilenmiyorum.
3. The xx – The xx

2. Dirty Projectors – Bitte Orca
Bence bu sırayı haketmiyor olsalar bile bu senenin en bomba albümlerinden biri bu.
1. Animal Collective – Merriweather Post Pavilion
Hadi canım Animal Collective birinci olamaz.
Pitchfork gene dediklerimin dışına çıkmış bir ton yeni abiyi listeye almış. Artık ne yapalım kurcalıcaz listedekileri.
Tamam her sene festival nedeniyle Amber’i kaçırıyordum. Ancak bu sene o da yoktu ama nasıl olduysa becerdim ve kaçırdım. Hatırlıyorum açılışına gidecektim önemli toplantıyı koydular çakıldım kaldım ancak sonraki günlere ne oldu? Bu sefer Amber videolarını internette paylaşmış da sonradan izleme fırsatım oldu.
Ben de nükleer enerjiyi seviyorum. Kimseyi sevmiyorum nükleeri seviyorum şu dumanı seviyorum. Hişt bu yazıyı okuyan seni bile sevmiyorum.
Film boyunca Pete abiyi bolca bu bilgisayarın karşısında görüyoruz ve bize günümüzden çeşitli sahneler göstererek Dünya’nın nereye gittiğini anlatıyor. Film genel olarak bildiğimiz konulardan bahsediyor. Petrol şirketlerinin Afrika’da insanların nasıl ölümüne neden olduğundan yeşil enerjiyi destekleyip sıra kendine geldiğinde yanaşmayan insanlara bir çok konunun üzerinden geçiyor. Etkilerini anlatıyor, yaşana faciaları ve bunların daha büyükleriyle karşılaşacağımızı anlatıyor.
Filmde bolca animasyon kullanılmış. Özellikle ilk baştaki 3dler ben de amanın çok fena bir film geliyor hissi yaratmıştı. Ancak sonrasında daha zekice ve çeşitli tekniklerle yapılmış animasyonlar oldukça başarılı.
Film ajitasyon yapmayarak konuyu net bir şekilde anlatmayı tercih ediyor. Esasen iyi olmasına rağmen zaten bildiğimiz şeyleri anlatması yani zaten yeşil enerji destekçilerini hedefliyor. Belki ajitasyon yaparak daha geniş kitlelere ulaşabilirdi.
Mekan ve etkinlik deneyimlerimi paylaşacağım, çeşitli yorumlarda bulunacağım, arada geyik yapacağım güzel bir blogdur kendileri.